Büyük umutlarla televizyon başına geçilip izlenilen maçın başından sinir küpü olarak ter içinde kalkmak... Bana yaşattıkları buydu dün akşamki maçın.
Maçtan 10 dakika öncesine kadar gelmeyen elektrikler, maçı kaçırabileceğime dair içimde uyanan kuşku ve tedirginlikle "Ulan ya gelmez de elektrik böyle mal gibi kalırsam naparım? Nereye gitsem de seyretsem; kaçmaz ki bu maç!" diyerek evde bi aşağı bi yukarı dolaşmam ve en nihayetinde elektriklerin gelmesi ve akabinde maçın başlaması.
İlk 11'e bakınca zaten Denizli'nin inadının sürdüğü anlaşılıyordu.(Bakınız Bursa maçı, Trabzon maçı) Cisse'nin olmaması, Sivok'un yine orta sahada mücadeleye başlar gibi gözükmesi - ki daha sonra yine anlaşıldığı üzere resmen 3'lü savunma gibi bir duruma geliniyordu-, Delgado saplantısı maçın başında bir tedirginlik yarattı haliyle. Daha sonra oynanan futbolun da iç açıcı olmaması, televizyondan bile anlaşılabilen futbolculardaki stres Fenerbahçe'nin daha iyi oynuyor gözükmesine yol açtı. İkinci yarı ilk yarıya oranla daha derli toplu gözüksek de ne işe yaradığı anlaşılamayan Ernst-Serdar Özkan değişikliği ipimizi çekti. Belki Volkan'ın dötüyle kurtardığı top olmasa ya da Fenerbahçe'nin ikinci golündeki ufak da olsa ofsayt çalınsa, Ernst'e yapılan hareket penaltı olarak değerlendirilse daha farklı şeylerden bahsedebilirdik. Ama ne yazık ki ne futbolcular, ne teknik yönetim ne de taraftar olarak -gerçekten uzun zamandır gördüğüm en etkisiz taraftardı; maç öncesi gösterileri ve tezahüratları saymazsak- maçı hak ettiğimiz söyleyemeyeceğim. Sonuçta "başka bahar"a kalmadı; daha 4 hafta var. Daha çok su kaldırır, bekleyelim görelim; ama herkesin de söylediği gibi "Tadımız kaçtı".
Kupa maçında daha farklı bir Beşiktaş izlemek dileğiyle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder